İnsanlığın mucize arayışı çok eskilere dayanır. Antik çağdan günümüze, hatta çok daha öncesinden, asırlar boyunca insanlar kimi zaman güzelleşmek, kimi zaman genç kalmak ve çoğu zaman da şifa bulmak için yollar aradı. Oysa aradığı mucize çok uzağında değildi. Doğanın kendisi insana sonsuz şifa sunmaya hazırdı ve insanlığın bunu keşfetmesi çok uzun sürmedi: Bitkilerden şifa arayışı günümüzden 60 bin yıl önce başladı…

Peki, ama nasıl? Gelin isterseniz bu yolculuğa sondan, günümüzden başlayalım… Önce günümüz teknolojisi ve modern tıbbındaki son gelişmelere bakalım.

Hayatlarımız son bir yıldır Covid-19 pandemisi ile geçerken tüm dünyada pek çok bilim insanı da virüse ve yol açtığı hastalığa çare arıyor. Hemen her gün bu konuda duyurulan yeni bir gelişmeye şahit oluyoruz. Bizim biraz daha yakından bakmak istediğimiz ise doğaya, doğala, bitkilere odaklanan çalışmalar. Örneğin geçtiğimiz günlerde Montreal Kalp Enstitüsü bir açıklama yaparak Güz Çiğdemi bitkisinden üretilen Colchicine isimli bir ilacın Covid-19 tedavisinde başarılı sonuçlar verdiğini duyurdu. (1) Elbette bu haber çokça ilgi gördü. Dünyayı kasıp kavuran koronavirüsün çaresinin doğadan, bitkilerden gelme ihtimali şaşkınlık yarattı. Oysa, doğanın mucizelerinin ve bitkilerin sunduğu şifanın farkında olanlar için tebessüm oluşturacak bir haberdi.

Zira, birçok bitki asırlardan beri insanlara fayda sağlamaya devam ediyor. Günümüz teknolojisi ve modern tıbbın imkanları da bu konuda sonsuz olanaklar sunuyor. Örneğin bilim insanları uzun süredir kanser tedavisi için de bitkilerden yararlanmanın yollarını arıyor. Bu haber ve örnekler çoğaltılabilir. Çünkü doğa bitkilerin mucizesini sunmaktan çekinmez. Dünyada yaklaşık 425.000 bitkinin olduğu bunlardan 50.000 ile 70.000 kadarının tıbbi bitki türü olarak tanımlandığı biliniyor. (2)

Düşünsenize, ismini bildiğimiz, bilmediğimiz; şeklini, rengini tanıyıp tanımadığımız binlerce bitki ile paylaşıyoruz bu gezegeni. En güzeli de bu bitkilerin pek çoğu bize şifa verme gücüne sahip. Hayattan başka türlü bir mucize beklenebilir mi!

60 BİN YIL ÖNCE

Bitkilerin tedavi amacıyla kullanılmasının insanlık tarihi kadar eski olduğu, antik kentlerin ve kalıntıların incelenmesiyle ortaya çıkıyor. Hakkari’nin hemen güneyinde Kuzey Irak’ta Şanidar Mağarasında 1957 yılında yapılan kazılarda bulunan ve bir Şamana ait olduğu düşünülen mezarda; civanperçemi, kanarya otu, gül hatmi, peygamber çiçeği, ebegümeci ve deniz üzümü gibi bitki türlerinin bulunduğu tespit edildi. Günümüzden 60 bin yıl öncesine ait mezarda bulunanlar “şimdilik” bitki insan ilişkisinin başlangıcına ait ilk veri olarak kabul ediliyor. (3)

Öte yandan, araştırmacılar ve tarihçiler daha somut keşiflerde de bulundu. Örneğin, Eski Mısır dönemine ait tıbbi papiruslar bitkilerin şifasındaki yolculuğumuzu M.Ö 1550 yılına kadar götürüyor. Ebers Papirusu denilen bu keşifte, bir mezardaki mumyanın yanında 77 bitkisel, hayvansal ve madensel drog ve 800’den fazla reçete bulundu. Reçetelerde en çok acımarul, dağsoğanı, ardıç meyvesi, banotu, çiğdem, hardal, hintyağı, incir, centiyane, keten tohumu, kişniş, mürver, nar kabuğu, pelinotu, sakız, sarısabır, soğan, tarçın, terementi ve üzümün adı geçiyordu. (4)

Tıbbi bitkiler ile ilgili diğer yazılı kaynakların ise, M.Ö 3700 ile 4000 yılları arasında Sümerlere ve Çinlilere ait olduğu araştırmacılar tarafından belirtiliyor. Yanı sıra Mezopotamya ve Antik Yunan’da da bitkilerin şifasından yararlanıldığı biliniyor. Günümüze yaklaştıkça, bilimin sayesinde tıbbi bitkilerle ilgili bilgimiz de arttı. Örneğin, 18. yüzyılda İsveçli biyolog, hekim ve fizikçi Carolus Linnaeus (1707-1778) tarafından yaklaşık 8 bin kadar bitki türü sistematik olarak sınıflandırıldı. Bu sınıflandırma sadece doğa bilimcilerinin değil, farmasötik kimyacıların da işini çok kolaylaştırdı. Tıbbi değeri iyi bilinen bir bitki türünün taşıdığı biyoaktif maddelerin, bu türle akraba olan diğer bitki türlerinde de bulunması güçlü bir olasılık olarak kabul görünce, bu şekilde bitkisel ilaç olarak kullanılabilecek bitki çeşitliliği de hızla artış gösterdi. Elbette, söz konusu liste günümüze kadar zenginleşerek arttı. Türkiye’den yeni bir bitki türü keşfini burada anmak da doğanın sürprizli dünyasını anlamak için yardımcı olabilir. Geçtiğimiz günlerde, Aksaray Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyeleri, Aksaray’da Tuz Gölü havzasında düğün çiçeği familyasından yeni bir bitki türü keşfetti. Bu yeni bitkiye Latince ‘ranunculus aydoğdui’ ismi verilirken Türkçe ismi ise ‘Acı Düğün Çiçeği’ olarak tanımlandı. (5) Zehirli bir familyaya ait olan bu yeni türün tıbbi alanda kendine yer bulup bulamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Görüldüğü üzere yüzyıllardan beri süregelen insan ve bitki arasındaki bağ, günümüzde tüm dünyanın önemini kabul ettiği ve ciddi araştırmaların yapıldığı etnobotanik bilim dalının doğmasına neden oldu. Etnobotanik bilgi birikimi, deneme yanılma yoluyla edinilmiş ve uzun bir zaman süreci sonucunda nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşan çok değerli bilgileri yansıtan içerikleri ile bitkilerin bilimsel olarak değerlendirilmelerine önemli katkıda bulundu. ‘Tıbbi bitkilerle tedavi’ anlamına gelen ‘Fitoterapi’ terimi ise ilk kez Fransız hekim Henri Leclerc (1870-1955) tarafından kullanıldı.

BİTKİLER BUNU NASIL YAPIYOR?

Bitkiler, topraktan aldıkları su, mineral ve bazı ögeleri kendi metabolizmalarında insan vücudunun özümleyebileceği bileşimlere dönüştürürler. Temel besin ögelerinden, karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler ve mineraller… Bunlar bitki metabolizmasında oluşan ağırlıklı olarak kullanılan etken maddeleri oluşturuyor. İnsan vücuduna etkileri ise savunma gücünü artırmak organların işlevlerini desteklemek ve/veya iyileşmeyi hızlandırmak şeklinde oluyor. Böylece organizmadaki belirli dokuların ve organların işlevlerine olumlu etki gösterip antioksidan, antiviral ve antimikrobiyal fayda sağlıyorlar. Bu yüzdendir ki; insanlık tarihi boyunca birçok hastalık (şeker hastalığı, sarılık, nefes darlığı vb.) bitkiler kullanılarak tedavi edilmeye çalışıldı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünyada yaklaşık 4 milyar insanın sağlık sorunlarını ilk etapta bitkisel droglarla gidermeye çalıştıklarını belirtiyor. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde reçeteli ilaçların yaklaşık %25’ini bitkisel kökenli etken maddeler oluşturuyor. (6)

Tıbbi bitkiler; çeşitli kısımları, alg, mantar ve likenleri, salgıladıkları zamk, balzam, reçine gibi özleri, ekstreleri, uçucu yağları, mumlar ve sabit yağları hammadde olarak kullanılarak çeşitli formlarda hazırlanan bitkisel preparatlarla fayda sağlar hale geliyor. Bu kapsamda; ilaç hammaddesi, gıda takviyesi ve baharat, parfüm ve kozmetik hammaddesi olarak hayatımızda yer alıyor. (7) En popüler alan olması nedeniyle, kozmetik hammaddesi olarak kullanımında uzman ellerde güvenli bir şifa ve bakım kaynağına dönüşüyor.

UZMAN ELLERDE GÜVENLE…

Bitkiler doğanın şifasını taşırlar. Ama elbette, onların dilini anlayan, bilen uzmanlığın rehberliği gerekir. Aksi halde yarardan çok zarar verebilecek bir dengedir bu. İşte bu nedenle doğadan bize ulaşana kadar belli süreçlerden, işlemlerden geçerler. Şifa kaynağı tıbbi bitkilerin yolculuğudur bu. Rosece olarak, çocuklarımıza bıraktığımız dünyamızın ‘’Geleceğimiz’’ olduğu bilinciyle, doğaya, toprağa, suya ve tüm canlılara duyarlı bir yaklaşımla bu yolculuğa eşlik ederiz. Çünkü cildimize iyiliğin sadece doğadan geleceğine inanıyoruz. Bu nedenle de formüllerimizde saf yağlar, bitki suları, bitki özleri, vitaminler, mineraller, organik içerikler ve organik sertifika kuruluşları tarafından onaylanan içerikler kullanıyoruz. Doğadan aldığımızı, en doğal haliyle sunuyoruz. Kullandığımız bitki özleri ise çok geniş bir liste oluşturuyor.

İçeriklerimizde yer alan; Hodan Tohumu Yağı (Borago Officinalis), İncir Çekirdeği Yağı (Ficus Carica), Kahve Çekirdeği Yağı (Coffea Arabica), Badem Yağı (Prunus Amygdalus Dulcis), Argan Yağı (Argania Spinosa), Susam Yağı (Sesamum Indicum), Tamanu Yağı (Calophyllum Inophyllum), Kayısı Çekirdeği Yağı (Prunus Armeniaca), Jojoba Yağı (Simmondsia Chinensis), Biberiye Uçucu Yağı (Rosmarinus Officinalis), Çay Ağacı Uçucu Yağı (Melaleuca Alternifolia), Hindistan Cevizi Yağı (Cocos Nucifera), Jojoba Çekirdeği Yağı (Simmondsia Chinensis), Kuşburnu (Rosa Canina), Lavanta Uçucu Yağı (Lavandula Angustifolia), Limon Uçucu Yağı (Citrus Limon), Okaliptus Uçucu Yağı (Eucalyptus Globulus), Papatya Uçucu Yağı (Chamomille Recutita), Portakal Uçucu Yağı (Citrus Aurantium Dulcis),  Sandal Ağacı Uçucu Yağı (Santalum Album), Shea Yağı (Butyrospermum Parkii Butter), Üzüm Çekirdeği Yağı (Vitis Vinifera), Vanilya Uçucu Yağı (Vanilla Planifolia), Ölmez Çiçek Uçucu Yağı (Helichrysum Italicum), Neroli Uçucu Yağı (Citrus aurantium amara), Nane Uçucu Yağı (Mentha Piperita), Paçuli Uçucu Yağı (Pogostemon cablin), Ylang Ylang Uçucu Yağı (Cananga odorata), Bergamot Uçucu Yağı (Cananga odorata), Palmarosa Uçucu Yağı (Cymbopogon Martini), Akgünlük Uçucu Yağı (Boswellia Serrata), Itır Uçucu Yağı (Pelargonium Graveolens), Elemi Uçucu Yağı (Canarium Luzonicum), Gül ağacı Uçucu Yağı (Aniba Rosaeodora), Vetiver Uçucu Yağı (Vetiveria Zizanoides), Lotus Uçucu Yağı (Nelumbo Nucifera) ve daha pek çok farklı bitki, yüzyıllardır süregelen doğanın şifasını en temiz ve güvenilir şekilde sunmamıza yardım ediyor.

Doğanın, bitkilerin büyülü dünyası keşfedilmeyi bekleyen sırlarla dolu, her yeni gün yeni bir serüven demek… Bin yılların mirasıyla çıktığımız bu yolculuğa eşlik etmek isterseniz bizi web sitemizden ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın!

Sağlıkla, şifayla, huzurla…

  1. https://www.icm-mhi.org/en/pressroom/news/colchicine-reduces-risk-covid-19-related-complications
  2. https://ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2017/03/Cilt1-T%C4%B1bbi-ve-Aromatik-Bitkiler-%C3%87al%C4%B1%C5%9Ftay%C4%B1-Kitap%C3%A7%C4%B1k.pdf
  3. https://itb.org.tr/makale/5-tibbi-aromatik-bitkiler-ve-iyi-yasam
  4. https://itb.org.tr/makale/5-tibbi-aromatik-bitkiler-ve-iyi-yasam
  5. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/njb.02980?af=R
  6. https://www.dogainsanisbirligidernegi.org.tr/makaleler/Gecmisten_Gunumuze_Tibbi_ve_%20Aromatik_%20Bitkiler.pdf
  7. http://bitem.bezmialem.edu.tr/tr/Sayfalar/Fitoterapi-Nedir.aspx